Bu kitap, bir liderin ve Kıbrıs Türk halkının varoluş ve bağımsızlık mücadelesinin iç içe geçmiş hikâyesi ile bir dava adamının iç dünyasının samimi anlatımıdır. Bir bayraktan inen gölgeyle başlayan büyük özlem, Kıbrıs Türk halkının direnişten devlete giden varoluş hikâyesine dönüştü. Dava adamı Rauf Denktaş’ın hayatı, Kıbrıs Türklerinin varoluş mücadelesiyle özdeşleşmiştir. Onun, “Türk askerinin Ada’ya gelmesini sağlayan adam” olarak anılmak istemesi boşuna değildir, altı dolu doludur. O, torununa, “Ben göremeyeceğim ama siz göreceksiniz” diyen dedelerin, kapı önünde telgraf başında İzmir'in kurtuluşunu bekleyen Kıbrıs Türk analarının ve “Bayrağımız, şanımız; feda olsun kanımız!” diye bağıran çocukların sesi, umudu; acısıyla, özverisiyle, dik duruşuyla, esprileriyle, yalnızlığıyla direnişin sembolü oldu. Denktaş, 1958’de Fatin Rüştü Zorlu’ya şöyle dedi: “Kıbrıs Türkleri uydurma bir bayrak için çarpışmadı. Devletin resmi bir bayrağı olacaksa bile Türk Cemaati, Türk Bayrağından kat'iyyetle vazgeçemez! Türkiye ve Yunanistan'ın statümüzü beynelmilel anlaşmalarla garanti altına almasına gelince, biz yazılı taahhütlere itimat edemeyiz. Fiilî garanti isteriz.” Fatin Rüştü Zorlu, “fiilî garantiden maksadını” sordu, Denktaş, "Türk askerînin Kıbrıs’a gelmesi” dedi. Denktaş’ın vizyonu: “Türk askeri Kıbrıs’a gelmeli ve bir daha gitmemeli!”