Alain Touraine’e göre dünyada neler olup bittiğini tam olarak anlayabilmek için yaşadığımız toplumda iki temel aktör öne çıkmaktadır. Bunlar; ‘kadınlar ve göçmenler’dir. Touraine sanayi toplumundan miras kalan eski sınıf mücadeleleri ve çatışmaların geride kaldığını savunur. Ona göre bunların yerini küreselleşmiş toplumda şekillenen, çevresini yaratıp dönüştürebilen ve evrensel hak taleplerini mümkün kılan özne almıştır. Çağdaş sosyolog ve düşünür Touraine’e göre günümüzde kadınlar, bizi erkek aklının egemenliğinden kurtararak söz konusu geçişte önemli bir yere sahiptirler. Çünkü onlar, erkeklere oranla daha yüksek bir eğitim düzeyine ulaşabilmektedirler. Ancak çoğu zaman bu çalışmalar bilimsel ve teknolojik değil daha çok edebî veya pratik yaşamla ilgilidir. Şimdi, bazı ülkelerin modernleşmelerini hızlandırmak için daha fazla sayıda kadını bilimsel ve teknolojik çalışmalara yönlendirmeye karar verdiklerini hayal edelim. Göçmenleri de aynı şekilde! Çünkü ancak onların haklarının tanınması bizi sömürgeci mirasımızdan kurtarabilir.Alain Touraine’nin şu görüşü özellikle vurgulanmayı hak etmektedir: “Elbette yeni dünyaya girişin bu dinamiği sarsıntısız işlemez! Demokrasinin; cinsiyetçi gerilimler, ötekine duyulan nefret ve popülizmi besleyen dışlanma duygusu tarafından alt edilme riski oldukça yüksektir. Tüm gücümüzü eğitime ve araştırmaya, eşitsizliklerin azaltılmasına, işin demokratikleştirilmesine ve yönetimin merkeziyetçi olmasına adamalıyız. Nereden gelirse gelsin ve nereye giderse gitsin, her insan onurunun tanınmasından asla vazgeçmeyeceğiz. İletişim toplumunun hem koşulu hem de karakteristiği olan öznelleşme yoluna kayıtsız şartsız kendimizi adayarak bu fırtınalara ve felaketlere karşı koymak bizim elimizdedir.”