Mezopotamya’da, Anadolu’da yüzyıllar boyu mekân tuttuk.Harran Ovası’nda binlerce kisi, ceylanlara karısıp ulu sahinler gibisemah döndük.Sölenler kurduk, kutsal cemler yürüttük.Yazın sıcagında, kısın ayazında yüzümüz yandı, ellerimiz yarıldı.Kanımızı, canımızı, anamızın ak sütü gibi helal terimizi bıkmadan,usanmadan verdik bu topraklara.Karsımızda Kayseri Dagı, Süphan, Nemrut; boy boy Toroslar ve gögeuzanan Ararat…Kanımızla kızıllasan Kızılırmak, dertlere derman Munzur, sevdamızıköpüklerle tasıyan Dicle ve ey Fırat…Adlarımızı verdik sulara, ovalara, daglara.Anadolu’nun her karıs topragına bir iz, bir anlam bıraktık.Bu toprakların tasıyla, topragıyla, akan suyuyla, esen yeliyle;binlerce yılda yogrulduk, gelistik, yeserdik.Kervansarayları, konakları, tapınakları, ziyaretleri, ulu sehirleri;türküleri, kılamları, agıtları, zılgıtları, gelenekleri, bilgisi ve görgüsüylebir olduk, kaynastık; sevdik, sevildik.Etle kemik gibi, yagmurla toprak gibi…Birdenbire degil; yüzyıllar boyunca azala azala, ufalana ufalana,her toprakta bir parçamızı bırakarak yorgun düstük.Bir aydınlık su gibi bu toprakların üzerinden aktık.Bizi tozlu yollara düsürdüler, karlı daglardan asırdılar.Halden hallere savurdular.Ama biz zalimlere kul olmadık.Baba Resul’lerin talipleri, Bedreddin’in yoldasları,Pir Sultan’ın haldasları olarak;Zümrüdü Anka misali, kendi küllerimizden yeniden dogmayı bildik.Binlerce kisi, binlerce ceylanla birlikte kırk gün kırk gece semahyürüdü.Âsk ile Pir Sultan yoldasları…Âsk ile…