İnsanı bir roman yazmaya, bir beste yapmaya, yeni bir kuram geliştirmeye ya da dünyaya daha önce kimsenin bakmadığı bir yerden bakmaya iten şey nedir? Yetenek mi, tutku mu, hırs mı? Yoksa hepimizin içinde, hayatı anlamlandırmak ve kendimizi yeniden kurmak isteyen daha derin bir dürtü mü var? İngiliz psikiyatrist Anthony Storr, Yaratma Dürtüsü’nde yaratıcılığın kökenlerini insan ruhunun en karmaşık ve en verimli alanlarında arıyor. Sanatçıların, bilim insanlarının ve düşünürlerin yaşamlarından hareketle yaratıcı süreci yalnızca ortaya çıkan eserler üzerinden değil, o eserleri mümkün kılan içsel ihtiyaçlar, çatışmalar ve arayışlar üzerinden inceliyor. Psikolojiyi biyografi, sanat ve kültür tarihiyle buluşturan Yaratma Dürtüsü, yalnızca sanatçıların ya da bilim insanlarının nasıl ürettiğini anlatmıyor. İnsan zihninin neden sürekli bağlantılar kurduğunu, neden anlam aradığını ve neden elindeki dünyayla yetinmeyip yenilerini tasarladığını da araştırıyor. Çünkü yaratmak, bazen bir başyapıt ortaya koymaktan önce, insanın kendisine ve hayata yeni bir biçim verebilmesidir.