Balıkları düşündü sonra. Issız dağ başlarından akıp ormanın içinden geçen nehirlerde yüzdüğünü hayal etti ve büyük balığın avına dönüştü hemen, yahut suya pençesini sinsice daldıran bir ayının onu parçalara ayırışı geldi gözünün önüne...Saksağan belki... Kuşları aklından geçirdiği gibi tüfek sesi yankılandı kulaklarında.Kertenkele... Onların da sırtlarını güneşe dönüp kayaların üzerinde öylece donakaldıkları o sahne beliriverdi zihninde. Çok zordu seçim yapmak...(...) Belki de en iyisi kaplumbağa olmaktı. Kendi dünyasında, yavaş ama temkinli... Kabuğundan çıkmaya cesareti pek yoktu zaten.Serkan Türk, yalnızlığın kederini, kasvetini mucizevi bir süratle dağıtan dostluğu tarif ediyor Rex’te. Sıcacık bir samimiyetin şifası ete kemiğe bürünüyor, edebiyatta "Rex" diye görünüyor.