Kapitalist kentleşme politikaları, tarihsel olarak Kürt coğrafyasında etnik politikaların bu sürece eşlik etmesiyle farklı bir deneyimi ortaya çıkarır. Kürt kentlerinin Cumhuriyet dönemi kentleşme deneyimi, Türk milliyetçiliği etrafında örülen modern ulus-devlet politikaları çerçevesinde oluşur. Bu ise Kürt kentleri açısından baskıyı, şiddeti ve asimilasyon politikalarını beraberinde getirir. Elinizdeki kitap, kapitalizm ile etnik politikaların ilişkiselliğine vurgu yaparak savaş koşullarının Kürt coğrafyasında nasıl bir kentleşme deneyimi oluşturduğunu irdeliyor. Diyarbakır’ın kentleşme deneyimini odağına alan kitap, bu yönüyle alandaki çok önemli bir eksiği telafi ediyor. Kent/kent-leşme üzerine yapılan çalışmaların Diyarbakır gibi tarihsel açıdan merkezi bir konumda yer alan kenti “dışarıda” tutmuş olması şüphesiz “masum” değildir. İlk yerleşim mekânlarının bu coğraf-yada ortaya çıkmış olmasına; tarihsel açıdan ticaret, askerî ve üretim kenti olmasına rağmen Di-yarbakır’ın kentleşme deneyiminin yok sayılması, bilim ile iktidar arasındaki ilişkiyi ele veren gös-tergedir. Dolayısıyla, elinizdeki çalışma bu eksikliğin telafisinde her şeyden önce iktidara ve onun akademideki tahakküm örüntülerine karşı bir müdahaledir.