Avrupa’nın entelektüel kısırlığından ve kendi geçmişinin kasvetli gölgelerinden kaçarak Meksika’ya sığınan Kate, mistik sükûnetin içinde, modern dünyanın tahmin edemeyeceği koca bir altüst oluşun tam ortasında bulur kendini. Orada yalnızca yabancı bir ülkeyle değil, modern dünyanın kaybettiği ruhsal ve kültürel güçlerle de karşılaşır. Ramón ve Cipriano adlı iki gizemli adamın öncülüğünde doğmakta olan yeni bir hareket, Batı değerlerinin yerine eski Aztek inançlarını koymayı amaçlamaktadır. Kate bu baştan çıkarıcı ve ürkütücü dönüşümün ortasında, özgürlük, aidiyet, iktidar ve inanca dair sınırlarını sorgulamaya başlar. Bağımsızlık diye bir şey yoktur. En büyük bağımsızlık yanlıları genellikle bir düşüncenin bağımlılarıdır. D.H. Lawrence, en tartışmalı kitaplarından olan Tüylü yılan’da, sadece bir kadının bizzat kendi bireyselliğinin o inatçı sığınağına çekilme arzusu ile onu bunun çok daha ötesine çağıran o kolektif, mistik güce teslim olma ihtimali arasında gidip gelişlerini değil; modern insanın kaskatı kesilmiş, mekanikleşmiş egosu ile doğanın tekinsiz, ilkel canlılığı arasındaki amansız çatışmayı da gözler önüne seriyor.