19. yüzyılın başı. Fransa’nın güneyinde, Provence’ta Grémone yaylası. Jourdan karısı Marthe’la birlikte yurt beller bu yaylayı. Bu görkemli doğa parçası onların dışında birkaç aileye daha ev sahipliği yapmaktadır. Her biri kendi yaşam savaşımını sürdürür; tekdüze, bencilce, sıkıntıyla. Günün birinde bilge Bobi gelir. Şair Bobi. Başka türlü bir yaşamın olası olduğunu göstermek ister onlara... Sevincim Eksilmesin Yeter Ki yaşamı, doğayı, umudu yücelten, türünün klasikleri arasına girmeyi hak eden bir roman. —Gelincik başı gördün mü hiç?—Gördüm.—Büyüklüğü başparmak kadardır, ardından açılır, içinden yavaş yavaş yumruk kadar büyük bir çiçek çıkar.—Evet.—Senin atındaki de –gerisini tatlı tatlı söyledi– kanat tohumudur.—Evet, dedi Bobi sessizliğin içinde, hep tatlı tatlı. Ondan kocaman ak kanatlar çıkacak. Kanatlı bir ata dönüşecek, bir uçtu mu buradan Akağaç Ağılı’na varacak, toprağın on metre üstünden dörtnala koşacak, bir daha ne o, ne oğulları, ne oğullarının oğulları bir yere bağlanabilecek.