Simültane” ile başlayıp “Göle Üç Yol” ile sonlanan bu beş öykülük anlatının beş kadın kahramanı dilin hem bir hapishane hem de bir özgürlük imkânı sunduğu bir evrende hakikate çıkan dolambaçlı yolların sonunda sessizliğin de bir dili olduğunu, insanın ancak bu dille kendi içindeki o derin “göl”e ulaşabileceğini keşfediyor. İnsanla dünya arasındaki mesafeyi kapatmak yerine iyice açan, alışkanlıklarla basitleşen ve dürüstlüğü ve hakikati aşındıran dilin, bir anlatım ve iletişim aracı değil, tahakkümün ve yanlış anlaşılmanın mekânı olarak belirdiği bu öykülerde Bachmann okuru dış dünyadan içsel hesaplaşmaya, hakikatin başladığı o dilsiz kıyıya götürüyor. Bachmann toplu öykülerinin birinci cildi Otuzuncu Yaş’tan sonra bu anlatısında da varoluşun derin yaralarını yoğun incelikli bir üslup ve düşünsel berraklıkla geleneksel öykücülüğün sınırlarının ötesine taşıyarak açığa çıkarmaya devam ediyor. “Yeni bir dil olmadan yeni bir dünya yaratılamaz” savıyla dilin sınırlarını zorlayan Ingeborg Bachmann’ın Toplu Öyküler’inin ikinci cildinin ana izleği dilin kendisi. Bachmann, nadir rastlanan ve sarsıcı bir sese sahip; bizi yepyeni bir kurmaca evrenine götürecek kadar sarsıcı bir ses bu.Los Angeles TimesTemel izleği ataerkil bir toplumda dilin kadın deneyimini dönüştürme gücü olan bu yapıt, entelektüel derinliği ve zenginliğiyle modern bir klasik olmaya aday.Publishers Weekly