Bugün toplum hayatında alışverişten sağlık hizmetine kadar her şey “kişisel deneyim”le ölçülüp değerlendiriliyor. Deneyim kavramı eğitim, iş hayatı, siyaset, kültür ve ahlâk dahil, hayatımızı oluşturan her tür olgu ve eylemi anlamanın anahtarına dönüşmüş durumda. Peki bir şeyin değerini, bireylere verdiği memnuniyetle ölçmek mümkün müdür? Hayatın gitgide daha fazla alanının deneyime dönüşmesinin bireylere ve topluma bedeli nedir? Deneyim ekonomisi nedir, sürekli eğlence ve tatmin arayışına dayalı hayat görüşünün yaygınlaşmasına nasıl katkıda bulunur? Birbirinden ayrı ve bireysel deneyim dünyalarında yaşamak, bizi birbirimize ve dünyaya nasıl yabancılaştırır? Dünyayla öznel algımızın ötesinde aklımızla, mantığımızla ve bedenimizle bağ kurmak bizi daha gerçekçi ve sorumlu bir varoluşa götürür mü? Hayatı bir deneyim projesi olarak gören hâkim anlatı, bizi öznellik hapishanesine tutsak edip aslında dünyayı gözden kaçırmamıza neden oluyor olabilir mi? Özgün üslubuyla dünya çapında geniş okur kitlesine kavuşan felsefeci ve psikolog Svend Brinkmann, bu kısa ama etkili kitabında her şeyi kişisel deneyime endeksleyen bakış açısının etik ve psikolojik sonuçlarını araştırıyor. Hayatı psikolojikleştirmenin tehlikelerine dikkat çeken yazar, bireylerle dünyanın arasına deneyim katmanları koymanın nasıl ahlâki fakirleşme ve dünyaya yabancılaşma riskine kapı araladığını gösteriyor.